
"Hutame"nin ne olduğunu
sana bildiren nedir?
Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar.
(Hümeze suresi, 5-7)
Şimdiye dek cehennem ehlinin çektiği çeşitli fiziksel
acılardan söz ettik. Ancak tüm bunların yanında, en
az bunlar kadar önemli bir başka azap ise, manevi
azaptır. Bu manevi azap pişmanlık, ümitsizlik, horlanma,
aşağılanma, utanç, hayal kırıklığı gibi pek çok ruhi
azapları içinde barındırır.
"Kalplere Tırmanan
Ateş"
Hemen herkesin dünyada çeşitli vesilelerle
tattığı bir manevi azap vardır. Örneğin çok sevdiği
bir yakınını, dostunu, sevgilisini, karısını, kocasını
ya da evladını kaybeden ve ona bir daha ebediyen kavuşamayacağını
düşünen veya çok yakın bildiği, güvendiği birisinin
ihanetine uğrayan bir insanın kalbi tarif edemeyeceği
acılarla dolar. İşte bu manevi azap, gerçekte, o insanın
kaybettiği veya ihanetine uğradığı kişiyi ilahlaştırmasının
karşılığı olarak Allah'ın kalpte yarattığı özel bir
azap türüdür. İnsanın, Allah'a yöneltmiş olması gereken
sevgi, hayranlık, yakınlık, takdir, dostluk, bağlılık
ve güven duygularını, o, herşeyiyle Allah'a ait, O'na
muhtaç, aciz ve ölümlü kimseye yöneltmiş olmasının
ve bu şekilde, Allah'a, O'nun yarattığı bir kimseyi
ortak koşmasının, diğer bir deyimle şirk koşmasının
karşılığı olan bir azaptır bu. Müşrikliğinin cezasını
Allah daha bu dünyadayken ona bu şekilde tattırır
ki, ahirete gitmeden aklı başına gelsin ve tevbe ederek
yalnızca Allah'a yönelip dönsün. Burada ilahlaştırılanın
mutlaka bir insan olması da şart değildir. Kişilerin
zaafları farklı farklıdır. Mal, mülk, para, servet,
itibar, kısaca Allah'a ortak koşulan, şirk koşulan
herhangi bir nesne ya da kavram da aynı şekilde ilahlaştırılabilir.
Dünyada bunları kaybetmenin verdiği
azap ise yalnızca, cehennemdeki benzerinin çok küçük
dozdaki bir yansımasıdır. Bir ibret ve uyarı mahiyetindedir.
Ahirete şirk dolu bir kalple gideni ise cehennemde
bu acının aslı ve süreklisi beklemektedir. Yalnızca
dünyadaki bu manevi azap bile şirk koşmanın derecesine
göre, kimi zaman öyle şiddetli olur ki, bu acıyı çeken,
kurtulmak için her türlü fiziksel işkenceyi bile bu
manevi acıya tercih eder. Hatta ölüp kurtulabilmek
için intihar bile edenler olur. Bu tarifsiz acıyı
ifade edebilmek için ise müşrik, "yüreğinin yandığını",
"ciğerinin yandığını", "içinin yandığını"
söyler.
Nitekim Kuran'da cehennem azabının
bu manevi yönü dikkat çekici bir şekilde vurgulanarak,
"kalpleri yakan bir ateş"ten söz edilmektedir:
Arkadan çekiştirip
duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin
vay haline;
Ki o, mal yığıp
biriktiren ve onu saydıkça sayandır.
Gerçekten malının
kendisini ebedi kılacağını sanıyor.
Hayır; andolsun
o, 'hutame'ye atılacaktır.
"Hutame"nin
ne olduğunu sana bildiren nedir?
Allah'ın tutuşturulmuş
ateşidir.
Ki o, yüreklerin
üstüne tırmanıp çıkar.
O, onların üzerine
kilitlenecektir;
(Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş
sütunlarda (bağlanacaklardır). (Hümeze Suresi, 1-9)
Dünyadaki en şiddetli acı bile zamanla
unutulur, belki izleri bir süre devam eder ama, hiçbir
zaman ilk günkü şiddetini korumaz. Cehennemde ise
bu acı dünyadakinden kat ve kat daha fazla olmak üzere,
hem de ebediyen hiç eksilmeden kafirlerin yüreklerine
tırmanıp yakar.
Bunun yanı sıra, cehennem ehlinin
umutsuzluk, pişmanlık, aşağılanmışlık, öfke, kin ve
çekişme duygularının karışımı sonucunda yaşadığı manevi
azap da buna katılır ve inkar edenler en az fiziksel
olduğu kadar ruhi yönden de işkence çekerler.
AŞAĞILANMANIN BİNBİR
ÇEŞİDİ
Cehennemle ilgili pek çok ayet,
burada kafirler için aşağılayıcı, alçaltıcı bir azap
olduğunu haber verir. Bu, inkarcıların dünya hayatındaki
kibir ve büyüklenmelerine karşılık takdir edilmiş
bir cezadır.
Dünya hayatında inkarcının en büyük
hedeflerinden biri, başka insanların kendisine imrenmeleri,
kendisini takdir etmeleridir. İyi bir iş, çocuklar,
güzel evler, arabalar ve benzeri dünyevi tutkular
insanlara yapılan gösterişle değer kazanır. Nitekim
Kuran'da dünya hayatının aldatıcı süslerinin arasında
insanların kendi aralarında "övünme"leri
sayılır:
İşte, insanların dünyadaki en büyük
tutkusu olan bu "övünme" inkarcılar için
ahirette şiddetli bir azaba dönüşür. Bu azab, önceden
sözünü ettiğimiz fiziksel acıların yanında, aşağılanmayı,
hor ve aşağılık kılınmayı da içermektedir. Çünkü kafir
dünyadayken "Övülmeye layık
olan" (Bakara Suresi, 267) Allah'ı unutmuş,
buna karşın "kendi istek
ve tutkularını (hevasını) ilah edinmiş"tir. (Furkan
Suresi, 43) Bu nedenle de hayatını Allah'ı
övmekle değil, kendisine övgü toplamaya uğraşmakla
geçirir. Kendisini yaratan Allah'ın değil, insanların
hoşnutluğu üstüne bir hayat kurmuştur. İşte bu yüzden
de, en büyük yıkımı insanlar karşısında küçük düşüp
aşağılanınca yaşar.
İşte inkarcı için en büyük kabuslardan
biri, başkalarına rezil olma, küçük düşme, aşağılanma
halidir. Hatta inkarcılar arasında, diğer insanlara
rezil olmamak, aksine, onlardan övgü toplamak için
canını bile verebilecek çok sayıda insan vardır. Bu
yüzden cehennemdeki birçok azap, bu kabusun üzerine
kuruludur. Kafirler dünyadaki kibir ve büyüklenmelerine
karşılık, cehennemde korkunç bir biçimde aşağılanırlar.
Farklı ayetlerde, bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir:
İnkar edenler ateşe
sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Siz
dünya hayatınızda bütün 'güzellikleriniz ve zevklerinizi
tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz.
İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız)
ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı
bir azab ile cezalandırılacaksınız." (Ahkaf Suresi,
20)
O küfre sapanlar,
kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için
hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha
da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı
bir azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 178)
Bu aşağılanmanın binbir çeşidi vardır.
Cehennem ehline, dünyada hayvanlara yapılan muameleden
çok daha alçaltıcı davranılır. Onları aşağılamak için
demirden kamçılar, bukağılar ve tasmalar bulunur.
İplerle direklere bağlanırlar, boyunlarına tasmalar
(bukağılar) geçirilir, ayaklara zincirler vurulur.
Aslında aşağılanmak, cehennem içindeki
tüm diğer azaplarla aynı anda gerçekleşir. Örneğin
ateşe atılırken de bir yandan aşağılanırlar. Bu büyük
horlanma, kafir diriltildikten ve cehenneme götürülmek
için seçildikleri andan itibaren başlar ve sonsuza
dek sürer.
Kafir, bu melekler
tarafından milyarlarca insan içinden, alnından ve
ayaklarından yakalanır. Kuran'ın ifadesiyle, "işte
o gün, ne insana, ne cinne günahından sorulmaz...
(o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da
alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar." (Rahman
Suresi, 39-41)
Allah'a isyan etmiş, O'nu unutmuş
olan kimse, bu şekilde yakalandıktan sonra hayvanlardan
beter bir muamele görecek, saçından tutulup yerde
sürüklenecek ve cehenneme atılacaktır. Karşı koyamaz,
bağırsa, çırpınsa da kimse ona yardım edemez. Bu,
sadece çaresizliğin verdiği azabı artırır:
... andolsun, onu
perçeminden tutup sürükleyeceğiz; O yalancı, günahkar
olan alnından. O zaman da meclisini (yakın çevresini
ve yandaşlarını) çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız.
(Alak Suresi, 15-18)
Ayete göre, inkarcılar "cehennem
ateşine 'küçültücü bir sürüklenme ile' sürüklenecekler"
ve onlara, "işte sizin
yalanladığınız ateş budur" denecektir.
(Tur Suresi, 13-14) Bir
diğer ayette haber verildiğine göre de, bu "sürükleniş",
"yüzükoyun" olacaktır. (Furkan Suresi, 34)
Cehennem'e de aynı şekilde, yüzükoyun
olarak atılırlar.
Kim bir kötülükle
gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun atılır (ve
onlara:) "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?"
(denir). (Neml Suresi, 90)
Ateşin içinde yüzükoyun
sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın"
(denecek). (Kamer Suresi, 48)
Oraya girmeleriyle birlikte, aşağılanma
daha da şiddetlenir. Çektikleri tüm fiziksel azapların
bir de bu yönü vardır. Örneğin ateşe atıldıklarında,
yanmanın verdiği acının yanında, bir de aşağılanmanın,
horlanmanın, küçültülmenin ızdırabını yaşarlar.
Bir başka surede, inkarcının ateş
azabı sırasında nasıl aşağılandığı şöyle anlatılır:
"Onu tutun
da cehennemin orta yerine sürükleyin. Sonra kaynar
suyun azabından başının üstüne dökün; (Azabı) Tad;
çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun. Gerçekten
bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir." (Duhan
Suresi, 47-50)
Kafiri aşağılamak için ayrıca özel
olarak hazırlanmış kamçılar, tasmalar, bukağılar,
zincirler vardır. Kuran'da şöyle denir:
(Allah buyruk verir:)
"Onu tutuklayın, hemen bağlayın." "Sonra
çılgın alevlerin içine atın." "Daha sonra
onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup
gönderin." "Çünkü, o, büyük olan Allah'a
iman etmiyordu yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı."
(Hakka Suresi, 30-34)
Dünyada, vahşi olanlar dışında,
hayvanlar bile zincire vurulmazlar. İnsanlardan ise
artık insan muamelesi görmeyen ileri derecede tehlikeli
akıl hastaları bağlanırlar. Buna karşın, cehenneme
gönderilmiş inkarcılar, tüm yaratıkların en aşağılarıdırlar.
İşte bu nedenle üstteki ayette haber verilen "uzunluğu
yetmiş arşın olan zincir"e vurulurlar. Başka
ayetlerde bu aşağılatıcı azaptan şöyle söz edilir:
Boyunlarında demir-halkalar
ve (ayaklarında) zincirler olduğu halde sürüklenecekler.
Kaynar suyun içinde; sonra ateşte tutuşturulacaklar.
Sonra onlara denilecek: "Sizin şirk koştuklarınız
nerede?" (Mümin Suresi, 71-73)
... İşte onlar Rablerine
karşı inkara sapanlar, işte onlar boyunlarına (ateşten)
halkalar geçirilenler ve işte onlar -içinde ebedi
kalacakları- ateşin arkadaşları olanlardır. (Rad Suresi,
5)
Diğer bazı ayetlerde söz konusu
aşağılayıcı azap şöyle anlatılır:
O gün suçlu-günahkarların
(sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün. Giyimleri
katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir. (Bu azab,)
Allah'ın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması
içindir. Şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.
(İbrahim Suresi, 49-51)
İşte o inkar edenler,
onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları
üstünden de kaynar su dökülür. Bununla karınları içinde
olanlar ve derileri eritilmiş olur. Onlar için demirden
kamçılar vardır. (Hac Suresi, 19-21)
Cehennemdeki bu aşağılanmanın kafirlerin
ruhunda yarattığı karanlık, rezillik, küçülmüşlük
ve horlanmışlık dışlarına da vurur. Tıpkı dünyada
insanlara rezil olan, onuru ayaklar altına alınan,
bütün kişisel hakları tecavüze uğrayan insanların
tarifsiz sıkıntılarının yüzlerine vurması gibi. cehennemde
yaşanacak olan aşağılanma da, insanların çehresine
etki edecek, yüreklerdeki zillet dışa vuracaktır.
Kuran'da şöyle denir: "O
gün, öyle yüzler vardır ki, zillet içinde aşağılanmıştır".
(Gaşiye Suresi, 2)
Buraya kadar saydığımız tüm bu aşağılanma
yöntemlerinin yanı sıra, cehennemde inkarcılar için
çok daha çeşitli aşağılanmaların da olacağını unutmamak
gerekir. Allah Kuran'da kafir için "aşağılanma",
kavramını kullanmış ve buna belli başlı örnekler vermiştir.
Ancak aşağılanma çok geniş bir kavramdır ve insanda
dünyadayken bu duyguyu oluşturan herşey, her muamele,
her olay bu kavrama dahildir. Cehennemde de belki
de binlerce katıyla bulunmaktadır.
TELAFİSİ OLMAYAN
PİŞMANLIK
Kafir, dirildiği andan itibaren
yaptığı kahredici hatanın farkına varır. Bu onarılmaz
hatanın verdiği pişmanlık dalgası tüm vücudunu kaplar.
Büyük bir yıkım yaşar, pişmanlığın etkisiyle kendini
yer bitirir.
Dünyada yaptıkları inkarcılara gösterildiğinde,
gaflet içinde geçirdikleri hayatlarını telafi etmeye
karşı onulmaz bir hasret duyarlar. Geri dönmeyi, kendilerine
bir şans daha verilmesini isterler. Dünyada iken birlikte
gaflete daldıkları dostlarını, sevgililerini bir daha
görmek istemezler. Tüm dostluklar, tüm sevgiler, tüm
bağlar kaybolmuştur. Dünyada iken kurmuş oldukları
yaşam, yaptıkları işler, evleri, arabaları, eşleri,
çocukları, şirketleri, örfleri, gelenekleri, savundukları
"dünya görüşü", herşey, ama herşey artık
değersizleşmiş, yok olmuştur. Herşey yok olurken,
yerine de bir tek azap gelmiştir. Ayetlerde, o günkü
yıkımın yarattığı ruh hali şöyle tarif edilir:
Ateşin üstünde durdurulduklarında
onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya
bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini
yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." Hayır,
önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı. Şayet
(dünyaya) geri çevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları
şeylere şüphesiz yine döneceklerdir. Çünkü onlar,
gerçekten kafirlerdir. Onlar dediler ki: "Bu
dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek
değiliz." Rablerinin karşısında durdurulduklarında
onları bir görsen: (Allah:) "Bu, gerçek değil
mi?" dedi. Onlar: "Evet, Rabbimiz hakkı
için" dediler. (Allah:) "Öyleyse inkar edegeldikleriniz
nedeniyle azabı tadın" dedi. (Enam Suresi, 27-30)
Bu arada kafir, içindeki bu büyük
yıkıma rağmen, bir yandan da hala kibiri bırakmamakta
ve ayetin ifadesiyle "azabı görünce pişmanlığını
gizlemekte"dir. (Yunus Suresi, 54) Bu kibirin
canlı kalması, onun için ayrı bir azap kaynağı olacak,
cehennemde karşılaşacağı aşağılanma, söz konusu kibir
nedeniyle ona tarifsiz acılar verecektir.
GERİ |
İLERİ

|