
İnkar edenler,
cehenneme bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya
geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin)
bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini
okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi
uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet"
dediler. Ancak azab kelimesi kafirlerin üzerine
hak oldu. Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar
olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe
kapılanların konaklama yeri ne kötüdür." (Zümer
Suresi, 71-72)
Cehennemin Kapıları, Karşılanma,
Cehennemin Katları
Sonuçta cehennemin kapısına varırlar.
Cehennemin kapıları ise, her bir kafir grubu için
özel olarak var edilmiştir. İnsanlar Allah'a karşı
isyanlarının şiddetine göre sınıflara ayrılmışlardır.
Cehennemde de, Kuran'da belirtilen konumlarına ve
kazandıkları günahlara göre farklı azap tabakalarına
yerleştirilirler. Bir ayette şöyle denir:
(Allah) diyecek:
"Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş
ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet
girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim
hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer
alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte
bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış
bir azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için
kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (Araf
Suresi, 38)
Bir diğer ayette, cehennem içindeki
farklı "kat"lardan şöyle söz edilir:
... onların tümünün
buluşma yeri cehennemdir. O'nun yedi kapısı vardır;
onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır."
(Hicr Suresi, 43-44)
Bu katların en altında yer alan,
diğer bir ifadeyle en büyük azapla karşılaşanlar ise,
iman etmedikleri halde mümin taklidi yapmaya çalışmış
olan ikiyüzlü "münafık"lardır. Kuran'da
şöyle denir:
Gerçekten münafıklar,
ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı
bulamazsın. (Nisa Suresi, 145)
Cehennem nefret doludur, kafirlere
doymaz, beşere azap vermeye susamıştır. İçine atılan
çok sayıda inkarcıya rağmen daha fazlasını ister.
O gün cehenneme
diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha
fazlası var mı?" diyecek. (Kaf Suresi, 30)
Cehennem bir kere yakaladığını sonsuza
kadar alıkoyar. Allah, ayetlerde cehennemi şöyle tarif
etmektedir:
Onu Ben, cehenneme
sürükleyip-atacağım. Cehennem (sakar) nedir, sen bilir
misin? Ne alıkoyar, ne bırakır. Beşere delicesine
susamıştır. (Müddessir Suresi, 26-29)
Üstteki ayetten anlaşıldığı gibi
kafirler cehenneme "atılırlar". Bir diğer
ayette ise, kafirlerin cehenneme, adeta çöp gibi "dökülüverildiği"
bildirilir. (Şuara Suresi, 94)
KİLİTLENEN KAPILARIN
ARDINDAKİ SONSUZ HAYAT
Kafirler, cehenneme girdiklerinde
cehennemin kapıları üzerlerine kapatılır ve olabilecek
en dehşet verici görüntülerle karşılaşırlar. Biraz
sonra ateşe atılacaklarını ve bunun da sonsuza kadar
süreceğini anlamışlardır. Kapıların kapanması, artık
bir çıkışın ya da kaçışın olmadığını gösterir. Allah,
inkarcıların durumunu şöyle haber verir:
Ayetlerimizi inkar
edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme).
"Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların
üzerinedir. (Beled Suresi, 19-20)
Karşı karşıya kaldıkları azap, Kuran'ın
ifadeleriyle "büyük bir
azap" (Al-i İmran Suresi, 176), "şiddetli
bir azap" (Al-i İmran Suresi, 4) ve "acıklı
bir azap"tır. (Al-i İmran Suresi, 21)
İnsanın dünya hayatında sahip olduğu kıstaslar, cehennem
azabını tam olarak kavramaya yeterli değildir. Birkaç
saniye olsun ateşe veya kaynar suya dayanamayan insan,
sonsuza kadar sürecek bir ateş azabını zihninde gerektiği
gibi canlandıramaz. Hatta dünyadaki ateşin verebileceği
herhangi bir acı, cehennem azabının şiddeti ile karşılaştırılamaz.
Allah'ın azabının bir benzeri yoktur:
Artık o gün hiç
kimse (Allah'ın) vereceği azab gibi azablandıramaz.
Onun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz. (Fecr Suresi,
25-26)
Kuran'da anlatıldığına göre, cehennemde
tam anlamıyla bir hayat, ancak her anı çok yönlü işkencelerle
dolu bir hayat söz konusudur. Cehennemdeki bu hayat
ise, aşağılanmanın, rezilliğin, sefilliğin, fiziksel
ve psikolojik eziyetlerin, işkencelerin çok çeşitli
uygulamalarından oluşur. Cehennemdeki azabı dünyadaki
herhangi bir şeyle kıyaslamak elbette mümkün değildir.
Cehennem ehli beş duyusuyla da azap
çeker. Gözü dehşet verici ve iğrenç görüntüler görür;
kulağı korkunç ve acı veren sesler, uğultular, gürültüler,
çığlıklar, inlemeler, haykırışlar duyar; burnu olabilecek
en pis ve tiksinti verici kokularla dolar; dili en
iğrenç tadları, en dayanılmaz acıları hisseder; derisi
ve tüm vücudu, tek bir hücresi eksik kalmamak üzere
yanar, şiddetli acılar içinde kıvranır. Bir türlü
ölüp yok olmaz. Kuran'daki ifadeyle "ateşe
ne kadar dayanıklıdırlar". (Bakara Suresi, 175)
Derileri yenilenir, azapta hiçbir kesinti ve hafifleme
olmadan aynı işkence sonsuza doğru gider. Yine Kuran'daki
ifadeyle artık kafirler "sabretseler
de birdir, sabretmeseler de". (Tur Suresi, 16)
En az fiziksel acılar kadar şiddetli
manevi azaplar da vardır. Aşağılanır, horlanır, rezil
olur, pişman olur, çaresizliğini ve ümitsizliğini
düşündükçe yüreği yanar, kan ağlar. Sonsuzluk aklına
geldikçe mahvolur. Öyle ki, azap bir milyon yıl sonra
veya bir milyar yıl sonra ya da trilyonlarca yıl sonra
sona erecek olsa bu onun için büyük bir umut ve sevinç
kaynağı olurdu. Ama azabın bir daha hiç sonunun gelmeyeceğini,
cehennemden hiçbir zaman çıkış olmayacağını bilmenin
verdiği ümitsizlik hissi dünyadaki herhangi bir ümitsizlik
hissiyle kıyaslanamayacak bir duygudur.
Kuran'daki tasvirlerden anlaşıldığına
göre cehennem, pis kokusu, dar, gürültülü, karanlık,
isli, dumanlı, izbe ve tekin olmayan mekanları, hücreleri
kavurucu sıcaklığı, en iğrenç yiyecek ve içecekleri,
ateşten elbiseleri, kül rengi zeminiyle sonsuza kadar
artan azabıyla azap sanatının en ince ayrıntılarına
kadar sergilendiği bir mekandır. Ancak söz konusu
ortamı, fikir vermesi açısından bazı yönlerden, nükleer
savaş sonrasındaki dünyayı tasvir eden filmlerdeki
karanlık, alabildiğine pis, iğrenç, bunaltıcı ortamlara
benzetebiliriz. Elbette böyle bir mekanda ona uygun
bir hayat söz konusudur. Cehennem ehli duyar, konuşur,
tartışır, kaçmaya çalışır, ateşte yakılır, azabın
hafifletilmesini ister, susar, acıkır, pişmanlık duyar.
Şuuru çok açıktır.
Bu ortamda cehennemlikler pis ve
iğrenç mekanlarda hayvanlar gibi yaşarlar. Yiyecek
olarak yalnızca zakkum ağacını veya darı dikenini
bulabilirler. İçecek olarak ise irin, kan ve kaynar
sudan başka bir şeyleri yoktur. Bu arada ateş onları
her yanlarından kuşatmıştır. Yanan derilerinin yerine
yenileri yaratılır. Böylece ateşin verdiği acı, kesintisiz
bir şekilde hiç hafiflemeden devam eder. Derileri
dökülmüş, etleri yanmış, bütün vücutları yanık, kan,
irin içinde olduğu halde zincirlere vurulur ve kırbaçlanırlar.
Tasmalandırılır, elleri boyunlarına bağlı olarak daracık
yerlere atılırlar. Zebaniler tarafından ateşten yataklara
yatırılırlar, üzerlerine örttükleri örtüler bile ateştendir.
Bu azaptan kurtulabilmek için sürekli feryat ederler,
yalvarırlar, ama kendilerine cevap bile verilmez.
En azından, bir günlük de olsa azabın hafiflemesini
isterler, ama yine aşağılanma ve azapla karşılık görürler.
Cehennemde bütün bu olanlar kesin
birer gerçektir. Bugün dünyada sürdürdüğümüz hayat
kadar, hatta daha da gerçektirler.
Allah'a, O'nun tam olarak istediği
gibi değil, bir ucundan ibadet edenler (Hac Suresi,
11); "nasıl olsa Allah bağışlar" diyerek
günah işleyip de azapta belirli bir süre kalacaklarını
umanlar (Al-i İmran Suresi, 24); Allah'tan başka ilahlar
edinerek, para, mevki, kariyer gibi kavramları hayatlarının
amacı haline getirenler; Allah'ın dinini kendi istekleri
doğrultusunda değiştirenler, Kuran'ı şahsi menfaatlerine
göre yorumlayıp çarpıtanlar, imandan sonra inkara
sapanlar, kısacası bütün kafirler, müşrikler ve münafıklar
hepsi cehenneme getirilirler. Bu, Allah'ın kesin bir
sözüdür ve gerçekleşecektir:
Eğer biz dilemiş olsaydık, her bir
nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden çıkan
şu söz gerçekleşecektir: "Andolsun, cehennemi
cinlerden ve insanlardan (inkar edenlerle) tamamıyla
dolduracağım." (Secde Suresi, 13)
Bu insanlar da zaten cehennem için özel olarak yaratılmışlardır:
Andolsun, cehennem için cinlerden
ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık).
Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri
vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla
işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar.
İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)
GERİ |
İLERİ

|